‘YEREL TOHUM BAĞIMSIZLIKTIR’

Tarım ülkesi olmamıza rağmen üretim yerine ithalata mahkûm olduğumuz şu dönemde, özveriyle çalışan, kendi değerlerimize sahip çıkanlar da var.

Binlerce yıl kendi tohumlarımızla üretim yapan, topraklarımızı zehirlemeden ekip biçenlerin yerini ‘hibrit’ denilen yani ‘kısır’ tohumlarla üretim yapar hale geldik.

Sorun sadece bu tohumlar değil elbette

Bu tohumlarla birlikte kullanılması zorunlu olan kimyasal gübre ve ilaçlar. Toprağı öldüren ilaç ve gübreler.

Ata tohumlarımızla ilgili yıllardır çalışmalar yapan, köy köy giderek halkı bilgilendiren, bilinçlendiren ve yerel tohumlarla üretim yapmaya özendirerek bu ürünlerinin satışlarında yardımcı olan destek verenlerden biri de  Ebru Oğuzhan Yeter ve arkadaşları. Kendisiyle ülkemizin tarımını, yerel  tohumları ve çalışmalarını konuştuk.

-Önce gündemde olan ‘yerli tohum satışı yasak’ konusunu sorarak başlamak istiyorum. Gerçekten yerli tohumun satışı yasak mı? Yoksa yanlış mı biliniyor?

Ebru Oğuzhan Yeter:  Önce o konuda doğru bilgi vermemiz lazım. 2006 da çıkan, 5553 sayılı yasa doğru okunursa, orada yerel üreticiler tarafından üretimi yasak değil.  Ancak üretici yani köylü ürettiği tohumu satamıyor. Sertifikasını çıkarmak gibi belli kriterler getiriyor. Tabi o sertifikayı almak da öyle kolay değil. Onun patentini almak, paketlemek, markalaştırmak öyle kolay değil. Tabi bu aynı zamanda endüstriyel tarım yapan kuruluşlara hibrit tohumun kapısını açmıştır.

-‘Hibrit’ tohum denildiğinde çoğumuz bunun ne olduğunu pek de anlıyor sayılmayız. Nedir hibrit tohum?

Ebru Oğuzhan Yeter: ‘Hibrit tohum’ halk arasında ‘kısır tohum’ olarak bilinir. Yani genleriyle oynanmış tohumdur. Endüstriyel tarım yapanlar kullanıyor çünkü daha çok ürün alıyorlar. Ancak yeniden ektiğinizde ondan ürün alamazsınız.  Aslında bilimin, gıdalarımız üzerinde oynadığı oyunlardır bütün bunlar. Kısır tohum kavramı da bu yüzden tam da bu duruma uyuyor.

Bu tohumu kullandığınızda, yanında ilacını da veriyor, suni gübresini de kullanmak zorundasınız. İlaçlarını kullanmak durumundasınız. Kullandığınız ilaçlar topraktaki tüm organizmaları yok ediyor. Oysa topraktaki organizmalar, ürünün gıdasıdır.

Hibrit tohumdan verim alabilmek için tohumla birlikte gübre ve ilaçları da kullanmak gerekiyor. Onlar da toprağı zehirliyor ama hibrit tohuma zarar vermiyor. İşte ne denli kimyasal tohum olduğunu buradan anlayabilirsiniz.

Örneğin hiç kimyasal gübre kullanılmamış bir toprağa ata tohumunu ektiğiniz zaman o topraktaki tüm organizmalar, mineraller ürünü besler, gıda olur.

Çanakkale domatesi çok bilinen bir domates. O kadar lezzetli olmasının nedeni, yerel tohumdan  o topraklarda kimyasal gübre kullanılmadan üretildiği dönemlerde bu lezzetti ile meşhurdu. Bölgesel olarak bu ürünlerin tohumlarına sahip çıkmak zorundayız. Ancak aynı domatesi başka yerde üretirseniz, aynı tadı, aynı verimi alamayabilirsiniz. Her tohum, yetiştiği toprağın özelliğini de taşır.

Biz o yüzden bölge dışına pek tohum vermiyoruz. Bize her gün tohum için müracaat edenler oluyor.

Biz de onlara, ‘kendi bölgenizde araştırma yapın, oranın tohumlarını bulun’ diyoruz. Köylerde yaşlılarımızın ektiği ürünlerden tohum almalarını söylüyoruz çünkü bizim göndereceğimiz tohumlar, orada aynı verimi vermeyebilir. Öyle olsa biz de her yerden tohum toplayabiliriz ama bir anlamı olmaz.

Bizim önerilerde bulunduğumuz kişiler de kendi bölgelerindeki tohumları bulup değerlendiriyorlar. Çünkü her tohum kendi toprağına özeldir.

Yerel tohum kullanmak isteyenler öncelikle kendi olduğu yerdeki tohumları değerlendirsinler, bulamayacakları tohumlar olursa, biz o zaman yardımcı oluyoruz.

-Sizin dışınızda bu çalışmaları yapanlar var mı?

Ebru Oğuzhan Yeter: Birçok şehrimizde var. Burada Muğla Büyükşehir Belediyesi’nin çok büyük bir tohum laboratuvarı var. Muhteşem bir çalışma yapıyorlar. Türkiye’nin her yerinden isteyenlere tohum gönderiyorlar.

Mesela sebzelerin yanına bazı çiçekleri ekerseniz, kadife çiçeği gibi fesleğen gibi aromatik bitkiler ektiğiniz zaman domates gibi sebzelere zararlılar gelmiyor, bunları hem kitaplarda uzmanlardan hem de köyde üreticilerden uygulamalarla öğreniyoruz.

-Böylelikle sebzeleri de ilaçsız korumuş oluyorsunuz.

Ebru Oğuzhan Yeter: Sebzeleri koruduğunuz gibi börtü böceği de yok etmiyorsunuz. Çünkü onların da doğaya faydaları var. Doğanın dengesini koruyorlar.

-Ülkemizde tohumumuzun durumu nedir? Hibrit tohumunun kullanımı ne aşamada?

Ebru Oğuzhan Yeter: Çok fazla. Özellikle endüstriyel tarım yapanlar hibrti tohumu kullanıyor.  Gıdada yurtdışına bağımlı hale geldik. Yediğimiz her şey ithal. Bir de toplum olarak bizde de hatalar var. Mesela bu mevsimde çilek alıyoruz, domates, salatalık alıyoruz. Bunlar mevsimlik ürünler değil ki. Sera ürünü ve seralarda hibrit tohumu, kimyasal gübreler, ilaçlar kullanılıyor. Oysa bu mevsimde yiyebileceğimiz çok sebze var. Bizim mevsimlik gıdaları tüketmemiz lazım. Mevsimlik olmayanları tüketince de dolayısıyla hibrit tohumunun üretimini yiyoruz.

-Dernek olarak nasıl bir çalışma yapıyorsunuz?

Ebru Oğuzhan Yeter: Biz 2013 yılında başka bir derneğin bünyesinde ‘Yerel Tohum’ çalışmalarını başlatmıştık. Orada yerel tohum çalışmalarını yapmak için yola çıkmıştık güzel bir yol alınmışken  ben de sorumlu olarak devam ettim. Oradan ayrıldıktan sonra derneğimizi kurduk. 2006 yılında çıkan yasadan sonra, bizden önce başka yerlerde de çalışmalar başlamıştı. biz de tohum takas etkinlikleri başlattık. Tek tek köylere gittik. Yapmak istediklerimizi anlattık. İlk başlarda bize hep şüpheyle bakıyorlardı. ‘Acaba daha sonra hangi parti için oy isteyecekler?’ diye düşünüyorlardı ama sonrasında bizim öyle bir düşüncemizin olmadığını, hiçbir parti için çalışma yapmadığımızı gördükten sonra güvendiler.

Cuma pazarındaki köylülerle görüştük. Köylerinde ziyaretlerde bulunduk. Amacımızı anlattık. İnanıp güvendikten sonra bizimle çalışmaya başladılar ve böylece yerel tohumlara ulaştık.

Tohumların satışının yasak olduğunu anlatınca şaşırdılar. ‘Bizim tohumumuz nasıl olur?’ dediler. Baştan beri yanlış olan tarım politikamız var. Yarının ne getireceğini bilemiyoruz. Köylünün elindeki tohumları da toplayabilirler. Onların ekimini de yasaklayabilirler. Güven ortamı kalmamış.

Köylüler ürettikleri ürünleri satabileceklerini gördüler. Biz pazara giderek onların ürünlerini sattık ve kazançlarını verdik. Böylelikle ürettiklerini satabileceklerini gördüler ve yerel tohumlarla üretimlerine devam ettiler.

Bir de bizi pazarda görenler o ürünlere ilgi gösterdiler. Ürünlere talep arttı. Talep arttıkça üretimler devam etti.

Bunu kooperatifleştirmek istedik ancak bu konuda kötü hikayeler olduğu için pek katılımcı olmak istemediler.

Biz de onları İzmir’e götürdük ve kooperatifin çalışmalarını gördüler. Oradaki çalışmaları görünce daha sıcak baktılar kooperatifleşmeye.
Nihayetinde Sonunda Ata Tarımsal Kalkınma Kooperatif’ni kooperatifimizi kurduk. Kadınlar bu konuda daha cesur davrandılar. Ortakları üretimlerini yapıyorlar ve yaptıklarını satabiliyorlar.

İncirköy’de  dernegimizi kurduk. Orada dastar tezgahları var evlerde, onları yeniden harekete geçireceğiz. Kolan üretimi için kursiyerler bulduk ve halk eğitim merkezine kurs için başvuru yapıldı. İncirköy’de okulun büyük bir bahçesi var. Orada çocuklarla, kadınlarla beraber küçük bostanlar yapacağız ve fide yetiştireceğiz. Köylüleri harekete geçireceğiz. Köy Enstitüleri’nin yaptığı kadar olamayabilir ama o tarzda bir çalışma yapıyoruz.

Önümüzde çok güzel örnekler var. Atatürk gibi bir fikir önderimiz var. O yüzden yapacaklarımızla köylüyü kadınları ekonomiye katabileceğiz.

Please follow and like us:

By Muhabir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

YouTube
LinkedIn
LinkedIn
Share
Instagram