Dünyadaki gelişmelere ve bizdeki son 20-25 yıllık yaşananlara şöyle kısaca hatırlayacak olursak, nereden nereye geldiğimizi görmek zor olmasa gerek.

Çok öncelerden başlayan bir ‘Avrupa Birliği maceramız’ vardı.

80’yılların ortalarından başlayarak daha ciddi daha kararlı çalışmalar başlamıştı.

O yıllarda başlayan hazırlıklar, 90’lı yıllarda daha da ilerlemeye dönüktü.

İşte tam da o dönemde devreye giren satılmış eller oldu.

Bir yandan Feto yobazı, diğer yandan yobaz cemaatler sürüsü, siyasetin köşe başlarına çöreklendiler.

Önce siyaseti dağıttılar.

Faili meçhul cinayetlerle ülkenin güvenlik sorununu hep gündeme getirerek, terörü gündemde tuttular.

Ülkenin ekonomik ve sosyal gelişimini geri plâna atarak, sadece ‘vatan, millet, Sakarya’ sloganlarıyla yeni bir kitle oluşturdular.

Tam da bu dönemde dijital sarmal ve yayıncılıkla beyinler esirleştirildi.

Eğitimsiz, okumamış, beyinlerini dijital cihazlara ve televizyonların esaretine teslim eden büyük bir kitle oluşturdular.

Yetmediği yerlerde ise her seçimde oy hırsızlığı ve seçim hileleriyle istediklerini aldılar.

Plânlı ve programlı hazırlıklarla iktidarı ele geçirdiler ve istedikleri güce ulaşabildiler.

Manzaraya dikkatlice bakıldığında görebileceğimiz çok net bir fotoğraf var.

Her dönem liyakatli isimler kullanılmış, işleri bitince de fotoğrafın dışında bırakılmış.

Süreç her dönem köşe başlarını tutmuş, bugünlere gelinmesi için hazırlanan plânın uygulaması hiç aksatılmamış.

İki binlerin başında AB ve komşularımızla çok iyi giden ilişkiler, neredeyse bir gecede bozulur duruma gelmiş.

AB’nin özellikle üzerinde titizlikle durduğu adalet, özgürlük ve insan hakları, her geçen gün törpülene törpülene yok edilmiş.

Bir yanda büyüyen ülke ekonomisi, diğer yanda yoksullukları çoğalan halk kitleleri.

Ekonomi büyüdükçe sadece iktidarın elinin altındaki çok az ve dilediği gibi kullanılabilen bir zümre zenginleşmiş.

Usul usul yaygınlaşan fakirleşme, farenin avını kemirir gibi uyuşturarak kemirdiği için farkında olamadı, sadakayla beslenen büyük kitleler.

ÖNCE SUÇ ORTAKLIĞI ZİNCİRİ OLUŞTURULDU

Feto ile başlayan ve Feto sonrası diğer cemaat ve tarikatların da kullanmaya başladığı ‘suç ortaklığı’ zinciri, her kesimde yerleştirdikleri kişilerle oluşturuldu.

Feto, çok iyi eğitimle yetiştirdiği ve getirilecek makamları belli olanları öce suça bulaştırdılar. Her makama gelenin ipi cemaatin elindeydi. Aksi bir durumda ipi çekilirdi.

Neredeyse devletin ve ekonomi dünyasının birçok alanında böyle kişiler yerleştirildi. İktidarın her tarafını sardı ve olmadık kumpaslarla yaşatılan, ‘Ergenekon, Oda tv ve Balyoz’ gibi uyduruk skandallarla, devletin kurumları talan edildi.

Onlar sayesinde sürekli güçlenen iktidarın başındakinin de bu durum işine çok yaramaya başlamamıştı.

Hatta bu kumpasçıların ‘savcısıyım’ diyebiliyordu çünkü uygulanmak istenen plânın aksaksız yürümesini sağlıyordu.

Nasılsa günü geldiğinde, kumpasçılara da hazırlanmış bir plân vardı.

Ve 15 Temmuz işte o kumpasçılara hazırlanmış plânın uygulanmasıydı ve artık tek güç merkezi vardı.

Tek güç merkezinin ‘tek adam’ olduğunu sanan uyuşturulmuş kitlelerin desteği ile az da olsa kurumsallığı olan devlet talan edilmeye başlandı.

Yetmediği yerde Yüksek Seçim Kurulu devreye giriyor ve eksiği rahatlıkla tamamlıyordu.

Nasılsa herkes ‘ipteki cambaz’ Feto’ya bakmaya odaklanmıştı.

Uyuşturulmuş kitleler, sadaka ekonomisiyle mutlu yaşarken, devletin bütün varlıkları usul usul tükenmeye başladı.

Sürekli borçla büyüyen ekonominin de borç bulacak varlığı kalmayınca, bu kez hortum, sadaka ekonomisiyle beslenenlere döndü.

Ülkenin tek ekonomisi ‘montajla sat’ üzerine kurulduğu için montaj için ithalata ihtiyaç olduğundan, sürekli yükselen döviz de işte o sadakayla beslenenlerin cebinden, verileni alıp gitmeye başladı.

Bugün yaşadığımız ekonomik kriz değil artık.

Ülke ekonomisinin tükenişi ve iflasıdır.

Bu iflas öyle bilinen iflaslar gibi olmayacak.

Çok ağır bedeller ödeyecek, sadakayla beslenen halk kitleleri de emeğiyle yaşamaya çalışanlar da.

Kimsenin kazancı geçinmeyesine yetmeyecek

Cahil, suç ortağı liyakatsiz ve menfaatçi zümrenin eline geçen devlet kurumları, artık sadece onların kazançları için çalışıyor.

CEHALET SİSTEMİ ADIM ADIM UYGULANDI

Önce ilk ve orta öğretimde darmadağın edildi eğitim.

Üniversitelerin eğitimi yok edildi.

Akademisyenliğin kriterleri kaldırıldı.

Hiçbir bilimsel eseri olmayan, bilimsel alanda zerre değeri olmayan isimler profesör olabilecek düzen kuruldu.

Bugün rüşvetini veren, adamını bulan bir lise mezunu bile profesör olabiliyor ülkemizde.

Cehalet, medeniyete karşı savaşını adım adım kazanmaya başladı.

Eğitimin kalitesi, bilimin önemi, ahlakın değeri, liyakatin hiçbir önemi kalmayan duruma geldik.

Her alanında yapılan talan, artık devletin bütün gücünü de yok etti.

Ülkede geçerli olan tek şey kaldı.

Bir adamın sözleri.

Onun dışında ne adalet kaldı ne devletin düzeni ne de bürokrasinin ağırlığı ve bilgisi.

Devletin hafızası yok edildi.

Büyük halk kitleleri, planın uygulayıcılarının istediği duruma getirildi.

Açlıkla ve yaşam mücadelesiyle boğuşması.

Önlerine konulan tek söylem her gün ısıtılarak yediriliyor.

‘Eğer sesinizi çıkarırsanız, ülkemiz yok olur!’

Son durumda cehalet, medeniyete karşı şimdilik savaşını kazanmış durumda.

Açlıkla savaşta olan halkın da mecali gelecek aylarda çok daha tükenecek.

Mutlu azınlığın dışında herkes, yaşam savaşında olacağı için, saltanat da şimdilik keyfini sürmeye devam edecek.

Please follow and like us:

By Muhabir

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak.

YouTube
LinkedIn
LinkedIn
Share
Instagram